Mevlid Kandili Prof. Dr. Mahmud Es’ad Coşan Rh.A

Mevlid Kandili Sohbet İskender Paşa Camii 1991 Bölüm 2

Mevlid Kandili Prof. Dr. Mahmud Es’ad Coşan Rh.A

Mevlid Kandili Sohbet İskender Paşa Camii 1991 Bölüm 1

Mevlid Kandili 2010

25 Şubat 2010 Perşembe Günü Akşamı İdrak EdeceğimizMevlid Kandiliniz Mübarek Olsun

Yeryüzünde önemli gelişmelere sebep olan bu

kutlu doğum, insanlık tarihinin en önemli olaylarından

birisidir. Çünkü onun dünyaya geldiği dönemde, insanlar

her türlü değer ölçülerini yitirmiş, yollarını

şaşırmışlardı. Küfür ve haksızlık gönülleri karartmış,

Allah’a giden yoldan uzaklaştırmıştı. Sosyal hayat

bozulmuş, ahlak tamamen kokuşmuştu. Kadınlar esir

muâmelesi görüyor, bir eşya gibi alınıp satılıyor, kız

çocukları acımasızca diri diri toprağa gömülüyordu.

Dünyada insanın en çok ihtiyaç duyduğu şey olan huzur,

can ve mal güvenliği kalkmış gibiydi. Dünyanın bir çok

köşesi kanlı boğuşmalara sahne oluyordu. Cihanın ıslâhı

bir peygamberin gönderilmesine muhtaçtı. Bütün ümitler,

Yahudi ve Hristiyan dinlerinin müjdelediği(1) âhir zaman

peygamberine yönelmişti. Bütün dünya, karanlıklar

içinde, bu kurtarıcının gelmesini dört gözle bekliyordu.

İşte Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v.), böyle bir

zamanda dünyaya gelmişti. Bu gecenin sabahı gerçekten de

nurlu bir sabahtı. İnsanlık için yepyeni bir gün doğmuş,

aydınlık bir devir açılmıştı. Bir fazilet güneşi ve

hidâyet meş’alesi olan Sevgili Peygamberimizin

gönderilişi, Yüce Allah’ın bütün insanlara en büyük

nimetlerinden birisidir. Bu hususta Kur’an-ı Kerim’de

şöyle buyurulmuştur: “Andolsun, Allah, mü’minlere kendi

içlerinden; onlara âyetlerini okuyan, onları arıtıp

tertemiz yapan, onlara kitab ve hikmeti öğreten bir

peygamber göndermekle büyük bir lütufta bulunmuştur.

Oysa onlar, daha önce apaçık bir sapıklık içinde

idiler.”(2) Kur’an-ı Kerim’in ifadesiyle O, âlemlerin

Rabbinden, “âlemlere rahmet olarak gönderildi.” (3)

Hz. Peygamber, yirmi üç yıllık peygamberlik dönemi

boyunca putperestliğin yerine tevhidi, zulmün yerine

adâleti, düşmanlığın yerine kardeşliği, sürtüşmenin

yerine dayanışmayı getirme gayreti içinde olmuştur.

Toplumda barışın hâkim olmasını hedeflemiştir. Doğruluk,

nezâket, güvenilirlik, adâlet, hoşgörü ve cömertlik gibi

ahlâkî davranışlarıyla insanlara örnek olmuştur. Buna

karşılık; kan dâvâsı, gasp, soygun, şiddet, intikam, kin

beslemek, içki, kumar, hırsızlık, yetim malı yemek,

yalan, gıybet, çekememezlik, koğuculuk gibi fert ve

toplumun huzurunu bozan davranışlarla mücâdele etmiştir.

Bütün bu faaliyetlerin sonucu olarak, vahyin ışığında,

mükemmel kişiliğiyle ekonomik, sosyal, kültürel ve

ahlâkî alanlarda gerçekleştirdiği faaliyetler sayesinde

“cahiliyye” olarak nitelendirilen ve temel özellikleri;

bilgisizlik, putperestlik, kabîle asabiyeti, zorbalık,

zulüm, haksızlık, başıbozukluk, merkezî otoriteden

yoksunluk, adaletsizlik, barış ve nizamdan uzak bir

hayat, çocukları öldürmek, vahşiyâne hareketler, kan

dâvası gibi davranışlar olan bir dönemi kapatarak yerine

barış ve huzurun hâkim olduğu yepyeni bir toplum

oluşturmuştur.

Hz. Peygamber (s.a.v.)’in vefatından sonra da

Müslümanlar, onun uygulamalarını bilgi ve düşünce

süzgecinden geçirerek hayatlarına uygulamışlardır. Onun

zamanında nüveleri oluşan yapıdan faydalanarak kısa süre

sonra orijinal bir medeniyet, yani İslâm medeniyetini

kurmuşlardır. Peygamberimiz (s.a.v.)’in ilme verdiği

önem, İslâm dünyasında ilmin ve ilim kurumlarının

oluşmasına ve gelişmesine zemin hazırlamıştır. Sağlık ve

temizliğe verdiği önem, kişilere sağlığı koruma

konusunda örnek olmasının yanında sağlık kurumlarının ve

tıp bilimlerinin gelişmesine yol açmıştır.

Sosyal yardımlaşmaya ve dayanışmaya, yetimlerin,

yaşlıların, yoksulların ve özürlülerin sorunlarına

eğilmesi, vakıflar ve diğer sosyal yardım kurumlarının

oluşmasına etkide bulunmuştur. Adâlete verdiği önem,

adlî kurumların oluşmasını etkilemiştir. Çalışmaya,

üretime ve ticarete verdiği önem, İslâm dünyasında

ekonomik canlılığa vesîle olmuştur. Aileye, akraba

dayanışmasına ve akrabalar arasında yardımlaşmaya

verdiği önem, aile kurumunun sağlam bir şekilde ayakta

durmasının yanında, belki günümüzde bile büyük ölçüde

olumlu etkisine şâhit olduğumuz gelir düşüklüğü

sebebiyle ortaya çıkabilecek bunalımların önlenmesine

vesîle olmuştur. Estetiğe ve güzelliğe verdiği değer,

İslâm sanatlarının doğuşuna temel teşkil etmiştir.

Gayr-i müslimlere dînî, hukûkî ve adlî özerklik vererek,

kültürel kimliklerini korumalarına müsâde etmesi ile,

çok sayıda dinî kültürel grubun bir arada

yaşayabileceğinin en güzel örneğini göstermiştir. Bu

davranışı ile ayrıca hoşgörünün gelişmesine öncülük

etmiştir. Bu tutumu daha sonraki yüzyıllarda müslümanlar

için örnek olduğu gibi, öteki medeniyetler için de bir

model teşkil etmiştir. (4)

İnsanlığın her zaman ve mekânda Hz. Peygamber’in tebliğ

ettiği ilâhî mesaja ve bu mesajın hayata geçirilmiş

şekli olan onun sünnetine ihtiyacı vardır. Çünkü İslâm

sadece Kur’an’dan ibaret değildir. O, Hz. Peygamber’in

şahsında açıklanmış, hayata geçirilmiş ve bizzat onun

öncülüğünde kurumlaşmış bir dindir. Allah Rasulü, bir

taraftan Kur’an’ı tebliğ etmiş, bir taraftan onu

açıklamış ve uygulamaya koymuş, diğer taraftan da

Kur’an’ın değinmediği konularda tamamlayıcı rol

üstlenmiştir. Bu açıdan, Hz. Peygamber’in ve dolayısıyla

sünnetin dinde önemli bir yeri vardır. Onun bu konumu,

Kur’an’da çeşitli açılardan dile getirilmiştir. Buna

göre; bazen Peygamber’e mutlak itaat etmeyi, ona karşı

çıkmamayı, onun verdiği hükümlere boyun eğmeyi emreden

(5) bazen onun Kur’an’ı açıklamakla yükümlü olduğunu

bildiren (6), bazen haram ve helâl kılma yetkisine sahip

olduğunu belirten (7), bazen de müslümanların uyması

gereken güzel bir örnek olduğunu gösteren (8) âyetlerin

Kur’an’da yer aldığı görülür.

Kur’an’da yer alan bu âyetler açıkça gösteriyor ki, Hz.

Peygamber olmadan, Kur’an’ı anlamak, dîni tam olarak

uygulamak mümkün değildir. Ayrıca, Kur’an’ı açıklama ve

yürürlüğe koyma yetkisini Peygamber’e tanımak ya da

tanımamak, insanlara değil, yalnızca Allah’a ait bir

yetkidir. Bu yetkiyi, Peygamberine bizzat Cenab-ı Hak

tanımıştır. Muhtelif gerekçelerle sünneti reddedip,

İslâm’ın sadece Kur’an’la anlaşılması gerektiğini

savunanların iddiası dün olduğu gibi, bugün de önyargılı

ve gayr-i samîmî bir anlayışın ürünü olmaktan öteye

geçemez. Şurası muhakkak ki, bir müslüman için, dînî ve

dünyevî ayrımı gözetmeksizin Hz. Peygamber’in örnekliği

kaçınılmazdır. Onun gönderiliş gayesi, kendisine

verilmiş olan risâlet görevinin insanlığa ulaştırılması

ve bu amaç doğrultusunda bir toplumsal yapının

kurulmasıdır. Bu amaçla söylediği sözler ve yaptığı

uygulamalar, kimi zaman farz, kimi zaman haram, kimi

zaman müstehab, kimi zaman da mübah diye nitelendirilen

hükümlere kaynaklık etmektedir. Bu durum, Kur’an’ın

buyrukları doğrultusunda, Hz. Peygamber’e itaatin ve onu

örnek edinmenin bir gereğidir. (9)

“Ben güzel ahlâkı tamamlamak için gönderildim” (10)

buyuran Hz. Peygamber’in, gerçekten, güzel ahlâkla

yoğrulmuş hayat tecrübesini araştırmaya, ondan

yararlanmaya, her zaman olduğu gibi bugün de çok

ihtiyacımız vardır. Sevgili Peygamberimiz’i, onun güzel

ahlâkını, davranış ve uygulamalarını, gelişen dünya

şartlarına yön verecek, insanlığın problemlerine çözüm

getirecek Kur’an-ı Kerim zenginliği ile yeniden tanımalı

ve tanıtmalıyız. Onun hayatı, muhabbet, şefkat, fazilet,

ihlâs ve samimiyet dolu bir hayattır. O, insanlığa,

Allah’ın en mükemmel ve son dini olan İslâmiyeti tebliğ

etmiş, Yüce Allah, kullarına olan nimet ve ihsanını

onunla tamamlamıştır. O, insanları bir tek Allah’a iman

etrafında toplanmaya dâvet etmiş, muhabbet ve şefkatle

birbirine bağlı, fazilet sahibi bir İslâm topluluğu

meydana getirmiştir. Onun büyüklüğü ve başarısı; en

güzel usullerle doğru yollardan insanlığı iyiliğe dâvet

etmesindendir.

Bu geniş kapsamlı tanıma ve tanıtma, anlaşmazlıklar,

siyâsî, felsefî ve ideolojik çalkantılar, ihtiraslar,

savaş korkusu, maddî keşmekeşlik içinde çalkalanan ve

bunalan insanlığa bir rahatlama ve huzur getirecektir.

İnsanlık aradığı güven, huzur ve mutluluğu onda

bulacaktır.

Muazzez Peygamberimizin doğumunu anarken, yalnız mevlid

okumak, ilâhiler söylemek ve kandil simidi dağıtmak

yeterli değildir. Onun doğumunu anmaktan asıl maksat,

evrensel olan risâletini, yüksek ahlâkını, fazîletini,

adâlet ve doğruluğunu hatırlamak ve bunları hayatımızda

uygulama azmini tazelemektir. Yüce Allah’ın sevgisine,

hoşnutluğuna ve bağışlamasına ermenin yeğane yolu, Hz.

Peygamber’in yolundan gitmektir. Bu konuda Kur’an-ı

Kerim’de şöyle buyurulur: “De ki: Eğer Allah’ı

seviyorsanız bana uyun ki, Allah da sizi sevsin ve

günahlarınızı bağışlasın. Çünkü Allah çok bağışlayandır,

çok merhamet edendir.”(11) Bu âyette de belirtildiği

gibi, Allah’ı hoşnûd etmek, O’nun Peygamberine uymak ve

O’nu örnek almakla mümkündür.

Bütün okuyucularımızın Mevlid Kandili’ni tebrik eder,

hayırlara ve Peygamber ahlâkına yönelinmesine vesile

olmasını Yüce Allah’tan dilerim.

Alıntıdır: www.konyamuftulugu.gov.tr
____________________________

(1) bk. Saff, 61/6.

(2) Âl-i İmrân, 3/164.

(3) bk. Enbiyâ, 21/107.

(4) Prof. Dr. İbrahim SARIÇAM, Hz. Peygamber’in Çağımıza

Mesajları,

T.D.V. yayını, Ankara 2000, s. 143, 144.

(5) bk. Âl-i İmrân, 3/2, 14; Nisâ, 4/4, 13.

(6) bk. İbrahim, 14/4; Nahl, 16/44.

(7) bk. Tevbe, 9/29; A’raf,7/157.

(8) bk. Ahzâb, 33/21.

(9) Yrd. Doç. Dr. Osman GÜNER, Sünnetin Anlaşılması

Sorunu

Diyanet İlmî Dergi, Cilt: 35, Sayı: 4, s. 59, 60, 72

(10) Ahmed b. Hanbel, Müsned, II/ 381

(11) Âl-i İmrân, 3/31.

ListeNur.de - islami siteler listesi İslami Siteler Videolar
TOPlist AramaniA=Arama Motorunuz
voila  mon Google PageRank™ - service offert par  http://www.mon-pagerank.com/
Google PageRank
Big Proxy List TurkeyRank.Com - Pagerank Servisi link-commander.com - Pagerank Anzeige ohne Toolbar